22 Mart

"Nereye sürükleniyoruz? Ne yön veriyoruz ne de yönü belirliyoruz, dümenin hakimiyetini çoktan kaybettik. Aksini savunan yalancıdır. Gölgeler ve hayaletler etrafımızda sendeliyor. Gün alaca karanlık. Lakin doğuş öncesi mi batış öncesi mi bilmiyoruz."

Kurt Tucholsky, 22 Mart 1920

21 Mart

Yayın hayatına Aralık 1952 yılında "Aylık Fikir ve Sanat Gazetesi" ibaresi ile başlayan Ocak 1954 yılında "Aylık Fikir ve Sanat Dergisi" ibaresi ile devam eden "Yenilik" Aralık 1957'de yayınlanması gereken 62. Sayısını 21 Mart 1958'de yayınladı. İlk sayfadan Yenilik dergisinin yayınına son verildiği duyuruldu.

"Yenilik, 12. cildini tamamladığı bu sayısında, yayınına son vermek zorunda kaldığını okurlarına bildirmenin üzüntüsü içindedir. Yenilik, beş yıllık yayını süresince yeni sanatı savunmuş, mutlu bir azınlığın dergisi olmakla da daima iftihar etmiştir. Bir sanat dergisi çıkarmayı amatör bir iş olarak kabullenenlerin ortak çabalarıyla yayınlanan Yenilik, kâğıt temin etmekteki kırtasi güçlükler, baskı ve dağıtma işlerinin müşkülleri yüzünden son sayılarının aksamaya başlaması üzerine daha iyi şartların avdetine kadar yayınına son vermek kararını almıştır."

20 Mart

"Özgüven için hayatta kalmaktan daha iyi bir şey yoktur."

Martha Gellhorn, 20 Mart 1978

19 Mart

"İnsanlar eşittir. Ancak insanlık onuru bakımından eşit olan insanlar, yaşam şartları bakımından eşit değiller, korkunç farklılıklar var. Siyaset, farkları ortadan kaldırmak ve fırsat eşitliği sağlamak için vardır."

Gesine Schwan, 19 Mart 2004'de Tagesspiegel'de yayımlanan röportajdan. 

18 Mart

"Hitler'in övündüğü zaferler, güç ve nüfus artışı sadece kendi çevresindeki birkaç bin kişiyi ilgilendiriyor gibi görünüyor. Halk ne mutlu ne de memnun ama kimse isyan etmiyor. Halk, Hitler'den ve çevresindeki birkaç bin kişiden daha çok olduklarını, daha güçlü olduklarını anlamıyor. Propagandalarla doldurulan beyinlerinde düşünme yetisine yer kalmamış. Öyle görünüyor."

Emil Ludwig, 18 Mart 1938


17 Mart

"Kişinin kendisi hakkındaki gerçeklere şüpheyle bakmaya başlamasıyla nevroz(lar) ortaya çıkar. Kişinin kendisi hakkındaki gerçekleri her zaman kişinin kendisi belirlemez. Kişinin ailesinin, kendisi hakkındaki gerçeklerde etkisi muazzamdır."

Gerhard Uhlenbruck, 17 Mart 2003

16 Mart

“Kramponlarınızdan başka kaybedecek neyiniz var?

Türkiye’nin bütün futbolcuları birleşiniz!”

Metin Kurt, 16 Mart 1972


"macerasız bir kitap bu ve sen

kısacık bir sayfa okuyorsun ondan"

Füruğ Ferruhzad, 16 Mart 1955 


"Belki şöyle söylenmeli: Sanatların birbiriyle kurduğu dili; o ritmi, o ahengi ve kardeşliği, insanllar arasında da gerçekleştirmek gerekiyor."

Ahmet Telli, BirGün Kitap Eki: 16 Mart 2018



15 Mart

"Basit gerçeklerden daha şaşırtıcı hiçbir şey yoktur."

Egon Erwin Kisch, 15 Mart 1925

14 Mart

"Gerçekte, Shakespeare'in veya başka herhangi bir yazarın "iyi" olduğunu gösterebilecek hiçbir kanıt veya argüman yoktur. Örneğin, Warwick Deeping'in "kötü" olduğunu kesin olarak kanıtlamanın da bir yolu yoktur. Nihayetinde, çoğunluğun görüşünün bir göstergesi olan "hayatta kalma" dışında edebi değeri ölçen bir ölçüt yoktur."

George Orwell, 14 Mart 1947

13 Mart

“bazı şeyler farkında olmadan alınır. vericinin güçsüzlüğünden çok alıcının antenlerine bağlıdır bu. ben herkeslerden birşey alırım. onların (kendimce) iyi, güzel yanlarını seçerim. yoksa da yakıştırırım, var gibi görürüm. küçük yanlarını yüceltirim. kendimde başkalaştırırım onları. yoksa nasıl dayanılır bu insanlara.”

Arkadaş Z. Özger, 13 Mart 1969

12 Mart

"Müsaadenle seni biriyle tanıştırmak istiyorum: Thomas Weber, 2 Mart 1934'te doğdu, 3 kilo 60 gram ve 50 santimetre. Senin için sürpriz olmasını istedim. Ben -aslında hepimiz- kız bekliyorduk, ismi hazırdı, Lillian Madlen. Altı aydır sanki çoktan doğmuş gibi Hannerle'nin* bir kız kardeşi vardı, kız kardeşceğizine birçok şey biriktirmişti ve doğduğunda ona verebileceği için çok seviniyordu. Bana "Jo to kluk!" yani "o bir erkek" dediklerinde ağladım ve ilk birkaç saat şaşkınlığımı atamadım, aklımızda isim bile yoktu. Elbette onu şimdi hepimiz çok seviyoruz. Hannerle onun bana benzediğini söylüyor. Bunun bir iltifat olduğuna emin değilim."

* Hannerle; nüfusa kayıtlı ismi Hans Rafael Weber olan Hanuš Weber'e anne (Ilse) ve babasının (Willi) hitap şekli.

Ilse Weber'in 12 Mart 1934'te Lillian von Löwenadler'e yazdığı mektuptan. 

 

Mektuplarını, şiirlerini, şarkı sözlerini ve biyografisini hüzünlenerek ve zaman zaman ağlayarak okuduğun Ilse Weber'in başka birçok mektubunu seçebilirdim ama bu mektup beni bambaşka etkiledi. Çünkü bu mektuptan on buçuk yıl sonra nüfusa kayıtlı adı Thomas Weber olan Tomaš, 6 Ekim 1944'te Auschwitz Birkenau'da gaz odasında annesi ile birlikte öldürüldü. 

 

Ilse Weber, çocuk öyküleri, çocuk masalları, çocuk şarkıları yazan bir çocuk hemşiresiydi, ailesiyle birlikte Ostrava, Witkowitz'de yaşayan Çek asıllı bir Yahudiydi. 1938'in ilk aylarında, Yahudilere yönelik zulüm arttığında babası diplomat olan ve İngiltere'de yaşayan İsveç asıllı en yakın dostu Lillian, Weber ailesine İngiltere'ye gelmeleri için ısrar etti. Çıkışlarını kolaylaştıracak her türlü evrakı sağlama garantisi de verdi. Ancak Ilse'nin eşi Willi, Yahudilerin tarih boyu hep zulümle karşılaştığını, işlerin kaçmalarını gerektirecek boyutlara geleceğine inanmadığını söyleyerek bu teklifi kabul etmedi ancak 1939'da durumun ciddiyetini fark ettiğinde ülkeyi terk etmeleri imkansız hale gelmişti. Sadece Hanuš (Hans Rafael Weber) Nicholas Winton'un organize ettiği Kindertransport (çocuk transferi) operasyonu ile İngiltere'ye gidebildi ve Lillian ile eşi James tarafından karşılandı. Lillian bir süre İngiltere'de kaldıktan sonra eşi James, kendi kızı Gillian ve kendi oğlu olarak gösterdiği Hanuš ile birlikte İsveç'e büyük annesi Gertrude von Löwenadler'in yanına gitti. 

Ilse ve Willi, Witkowitz'de kalamayacaklarını anladıklarında Tomašla birlikte Prag'a gittiler ama Prag'da saklanma imkanı bulamadılar ve Prag Yahudi Gettosu'na gönderildiler. Şubat 1942'de de Theresienstadt toplama kampına. Ilse Theresienstadt'ta hemşire olarak çalıştı, Willi ise metal ustası olarak. 1944'te sağlık durumu iyi olmayan Tomaš için Auschwitz'e gönderilme kararı çıktı. Ilse ve Willi bunun ne demek olduğunu biliyordu. Tomaš'ı listeden çıkaramayacaklarını anladıklarında kendilerini de listeye gönüllü olarak yazdırdılar. Willi, Theresienstadt'tan ayrılmadan önce Ilse'nin yazdığı tüm şiirleri ve günlük gibi oğlu Hanuš'a ve dostu Lillian'a yazdığı mektupları duvardaki bir tuğlaya sakladı. Auschwitz'e varmalarından birkaç gün sonra Willi, metal ustasına ihtiyaç duyulduğundan zorla Gleiwitz toplama kampına gönderildi. 6 Ekim 1944 sabahı aralarında Tomaš'ın da olduğu çocukların duşa götürüldüğünü duyan Ilse Weber, çocuklarla birlikte gönüllü olarak gaz odasına girdi. Görgü tanıkları o günü şu sözlerle anlattı: "Ilse çocukların duşa götürüldüğünü duyunca hemen çocukların yanına koştu. Arkasından gittik. Çocuklar "duş almaya mı gidiyoruz" diye sordular. Ilse "hayır, gaz odasına" dedi, "oradan bir daha çıkmayacağız, içeri girince yere oturup size öğrettiğim şarkıları söyleyeceğiz". Sonra çocuklara sarıldı ve şöyle dedi "duş almayacağız." Gaz odasına girerken "Wiegala"yı söylüyordu."

Willi Weber savaş bittikten sonra Theresienstadt'a gitti ve duvara sakladığı şiirleri ve mektupları aldıktan sonra Hanuš'u tekrar yanına almak için İsveç'e gitti. Hanuš 1969 yılına kadar babasıyla Prag'da yaşadı sonra Isveç'e döndü. Gazeteci olan Hanuš Weber 2000 yılında "Ilse" biyografisini yazdı, 2004 yılında Ilse Weber'in el yazmalarına ve fotoğraflarına da yer vererek "Ilse: A love Story Without a Happy Ending" adıyla yeniden yayınladı. Hanuš Weber 14 Eylül 2021'de öldü. 










 

11 Mart

"biz bir ağıt yazmaya çalışırken

onlar bir ağıdı sahici yaşıyorlardı

onların yaşadıkları bir ağıt

bizim yaşadığımızsa 

çizgisiz beyaz bir kağıttı"

Murathan Mungan, 11 Mart 1978

10 Mart

"Dil ile hayat büsbütün örtüşebilseydi çelişki de biterdi. Ama o zaman ne dil sürdürebilirdi ömrünü ne de hayat...

Dilin, hayattan beslendiğini mi söylüyorum, kimbilir..."

Ahmet Telli, 10 Mart 2001

09 Mart

"Bir ozanı, daha genel olarak bir şiiri, başka bir şiirden ayıran nitelik, ilkin durmaksızın değişen toplum şartlarının hazırladığı ortam, bu ortamın şiire getirdiği özel ‘yaşama görüşü’dür."

Turgut Uyar, Pazar Postası, 9 Mart 1958

08 Mart

Cemile Nuşirvanova, Rahime Selimova ve Naciye Yoldaş önderliğinde, 1921 yılında Ankara’da Anadolu’daki ilk Emekçi Kadınlar Günü kutlaması gerçekleştirildi.



"Verdiği sözü tutarak, inandıklarını yaşayarak ve yaşatarak dik durmak. Bunlar herkes için geçerli olsa da sosyal demokratlar için zaruridir.."

Dagmar Metzger, 8 Mart 2008

 

07 Mart

"Annemle aramızın çok açık olduğu nokta, hüzün karşısındaki tutumu. 

Onun tavsiyesi şu: "Dünyadaki tüm acıları düşün ve onların bir parçası olmadığın için şükret." 

Benim tavsiyem ise şu: "Dışarı çık, kırlara git, güneşin ve doğanın sunduğu her şeyin tadını çıkar. Dışarı çık ve içindeki mutluluğu yeniden yakalamaya çalış; kendinde ve çevrende olan her şeydeki tüm güzelliği düşün ve mutlu ol."

Anne Frank, 7 Mart 1944

06 Mart

"Her yıl kadınlar topluca katlediliyor; her yıl bir buçuk ila üç milyon kadın ayrımcılık, ihmal veya şiddet sonucu ölüyor. [...]14-44 yaş aralığındaki bir kadının sıtmadan, kanserden, savaşta veya trafik kazasında ölme ihtimali, kendi ailesinden biri tarafından öldürülme ihtimalinden daha düşüktür."

Ayaan Hirsi Ali, 6 Mart 2006

05 Mart

“Asıl önemli olan iyi olmaktır! Ayrıma varmak ya da sonuca bağlamak; yalnızca sade bir iyilikle mümkündür. İyi olmak, haklı çıkmaktan da zeki sanılmaktan da önemlidir."  

Rosa Luxemburg, 5 Mart 1917, Hans Dieferbach'a yazdığı mektuptan.

(Mektuplar 5. Kitap)

 

“Kızıl Rosa bile gitti

Nerede olduğunu kimse bilmiyor

Çünkü gerçeği fakirlere anlattı

Zenginler onu dünyadan kovdu”

Bertolt Brecht, 5 Mart 1929

(für Rosa Luxemburg – Notizbuch 5)

 

"Cesaret tüm erdemlerin en önemlisidir, çünkü cesaret olmadan başka hiçbir erdemi tutarlı bir şekilde uygulayamazsınız." 

Maya Angelou, 5 Mart 1988

04 Mart

"Burda benim başım ağrısa senin orda şakakların zonklayacak." 

4 Mart 1940, Nazım Hikmet'in Çankırı Cezaevi'nde Piraye'ye yazdığı mektuptan. 

03 Mart

"...ne yaparsın insan kendisine çarpanları yansıtabiliyor..."

Ece Ayhan'ın İlhan Berk'e 3 Mart 1981'de yazdığı mektuptan.

02 Mart

"İnsanlar size çenenizi kapalı tutmanızı söyleyebilir ancak bu sizin kendi fikirlerinizi söylemenizi engellemez. İnsanlar henüz çok genç olsalar da düşündüklerini söylemekten alıkonulmamalıdırlar."

Anne Frank, 2 Mart 1944

01 Mart

"İnsanı, tarihinin, asrının, milletinin ve sosyetesinin dışında, mücerret bir varlık sanmak, insanı anlamamak demektir. "

"Ne insan düşüncesi dünyasında, ne de beşeri pratikte, değişmeyen, her devre uygun gelen, bir kere keşfedildikten sonra karşısına oturulup hayran hayran seyretmekten başka yapılacak bir iş bırakmayan, mutlak ve edebi bir hakikat yoktur." 

Nazım Hikmet'in Orhan Selim mahlası ile 1 Mart 1936'da Akşam'da yer alan yazısından.




1 Mart, bjórdagurinn yani bira günü.  İzlanda’da 1915 yılında tıbbi zaruriyet haricinde alkolü tamamen yasaklayan kanun yürürlüğe girdi. Bu yasaklar yüzünden kısa sürede deniz ürünleri ticaretinde zorlanmaya başladılar. 1922 yılında, en iyi ticari ortakları olan İspanya ancak kendilerinden şarap alırlarsa kurutulmuş balık almaya devam edeceklerini bildirdi. Böylece o yıl sadece şarap için alkol yasağı kalktı. 1934 yılında yapılan referandum sonucu 1935 yılında bira haricinde diğer alkollü içecekler için de yasak kalktı. Birada yasağın kalkmaması için gösterilen gerekçe, alkol oranının düşük olması nedeniyle çok tüketilecek olmasıydı. 1985 yılında alkolsüz bira satış izni Althing’de yani İzlanda Parlamentosunda oylamaya sunuldu ve kabul edildi. 1988 sonunda bira üretimi ve satışı yeniden oylamaya sunuldu. 13 kabul 8 ret oyu ile kabul gören öneri sonucu 1 Mart 1989’da İzlanda’da bira yasağı resmi olarak kaldırıldı. Yasağın kaldırılmasını kutlamak için üretilen 340.000 kutu biranın tamamı o gün satıldı. Bira halen İzlanda’da en sevilen alkollü içecek. Skål!