"Muhalif olmak ne demekse, şiir de biraz o demekti bana kalırsa.
Muhalif olmanın bir paradigması yoktur; referansları sınırsız ve sınıfsız bir hayatın imgesidir ve gelecek sezgisiyle oluşturduğu ütopyasını kurar. Ama bu ütopya, bir koza değildir; tam tersine, ütopyasından çağırdığı ne varsa onu gündelik hayatına ağdırır.
Muhalif olmak, iktidar talebine baştan bir reddiyedir. Dahası, herhangi bir zümreye ya da kesime devrimci olma rolünü vermeyi kabul etmez. Sürecin her uğrağında egemenlikçi sistem, yaşantı ve kültürlemelere karşı durur. Kendi sesinin tınısıyla söylemeyi yeğler, kodlarla davranmaz, kodları çözerek, onları geçersizleştirir. Referansı özgürlük imgesidir, adalet ve vicdandır.
Muhalif olmak, çatışmalardan kaçınmak anlamına gelmez. Bu anlamda, politik süreçlerle de ilişkiye geçebilir, hatta, önayak olabilir. Ancak, söz konusu ideolojik ve vicdani reflekslerini etik ve estetik arayışların merkezine koyar.
Sayageldiğim bu muhalif duruş, şiirin omurgasıdır ki, olmazsa olmazlarıdır da diyebiliriz.
[...]
Kaldı ki, muhalefet ile muhalif kavramları sözlüklerde birbirlerine yakın dursalar da, kavradıkları alanlar bakımından akraba sayılmaları zordur. Muhalefet, muhalefet ettiğinin yerinde; yani iktidarda gözü olan, onun yerine geçme arzusu taşıyan bir olgu.
[...]
Muhalif, yaratıcı, itirazında ısrarcı, egemenliklerin meşruiyetini reddeden ilk şey nedir, diye mi soruyorsunuz? Aşktır o."
Ahmet Telli, 1 Mayıs 2004, Tıp Dünyası