"Hayatımı tekrar yaşamak zorunda kalsaydım, aynı hataları yapardım, sadece daha erken."
Tallulah Bankhead, 31 Ocak 1952
"Dia da Saudade"
Hasret günü, demek çok doğru olur mu bilmiyorum. Saudade öyle bir sözcük ki karşılığı sanki sadece dilde değil de yürekte mümkün.
Bir daha asla geri dönüşü olmayan bir yere, vuslatı olmayan sevgiliye, bir daha görmenin asla mümkün olmadığı kişiye duyulan yani kavuşmanın imkansızlığından doğan bir özlemi anlatır. Fakat yok olan bir yerin ya da ölen birinin yası da değildir. Gidilemeyen yer, görülemeyen kişi yok olmamış, kavuşulamayacak olmuştur. İçinde yoğun bir üzüntü barındıran bu hasret duygusu için melankoli de doğru bir ifade değildir.
Dilbilimciler, bu kelimeyi, Portekiz İmparatorluğu'nun sonunun başlangıcı olarak kabul edilen, 1578'deki Kasr el-Kabir yenilgisiyle ilişkilendirir.
Brezilya'da 30 Ocak'ın Saudade günü olmasının sebebi ise, João Gilberto'nun "Chega de Saudade" albümü. Sözleri Vinícius de Moraes'e, müziği Antônio Carlos Jobim'e ait olan "Chega de Saudade" Brezilya müziğinin dünyaya açılmasıyla Bossa nova'nın başlangıcı olarak kabul edilir. Saudade sözcüğü ise hem ABD'de hem Avrupa'da büyük ilgi uyandırır. Albümün çıkış tarihi olan 30 Ocak 1959'dan bir yıl sonra Brezilya'da Saudade günü yani "Dia da Saudade" ilan edilir.
https://youtu.be/Y0a0QuLEC8A?si=Ot1mOoR3xO0nQuVz
Saudade demişken;
https://youtu.be/o_T7irLRaQI?si=GhVoIHRnlxQYxzeR
ve
https://youtu.be/ku_WZoTtT8Q?si=quRHB9bYJYqGjaPy
dinlememek olmaz...
"Yazar, mutlak yalnızlık içinde, açıklanamaz olanı açıklamaya çalışır. [...] İyi bir yazar her zaman imkansızı dener."
John Steinbeck, 29 Ocak 1951
"Komünistim, çünkü, ekonomideki kapitalist kontrolü devirecek, tüm emekçi insanların hayatlarını sömüren ve kontrol eden dev şirketlerin servetine el koyacak topyekun bir devrime hala inanıyorum."
Angela Davis, 29 Ocak 2005
"Moda dünyası, kadının varlığı sadece erkeğin göz zevkine hitap etmek zorundaymışçasına tasarımlar yapmaya devam ettikçe, hayat, diyet kısır döngüsünde ilerler. Ve bu kısır döngüde kadın, kaç kilo olursa olsun "şişman" diye tanımlanırken, şişman erkekler sadece "kilolu" olur."
Geppi Cucciari, 27 Ocak 2007
"Babam Carlo Angela bir psikiyatrdı. Yahudileri faşistlerden korumak için bulduğu yöntem dahiyaneydi. Yahudileri, San Maurizio Canavese'de işlettiği klinikte saklayabilmek için onları sahte isimler altında kaydetti. Onlara nasıl hasta numarası yapacaklarını öğretti ve bu şekilde çok insanı kurtardı. Babama 2001 yılında verilen Uluslararası Dürüstler ödülünü kız kardeşimle birlikte onun adına almış olsak da babam yaptığı ile hiç övünmedi. Tam tersine her zaman daha fazla insanı kurtaramadığı için, dünyada böyle bir vahşet yaşandığı için üzüldü, utandı."
Piero Angela, 27 Ocak 2018
"Eğer bir sayıysan sen artık bir insan değilsin, sadece bir sayısın. Bizim adımız yoktu. Tekrar insan olmamız uzun zaman aldı: fikir sahibi bir insan, söylecek sözü olan insan, fikri sorulan insan."
"Benim misyonum "insan olun" demek. Ne Hristiyan ne Müslüman ne de Yahudi kanı vardır. Kan aynı kan, insan kanı. Hepimiz aynıyız, hepimiz eşitiz."
Margot Friedländer, 26.01.2024, Tagesschau'da Helge Fuhst ile yaptığı röportajdan.
"Geniş anlamda ulus, ortak bir toprak parçası olmadan var olamaz. Siyonizm bu fikirden doğmuştur. Ancak her geçen gün gerçekler bize, Siyonizmin sorunları çözmekten aciz olduğunu göstermektedir. Filistin'de Yahudiler ve Araplar arasındaki çatışma giderek daha trajik ve daha tehditkar bir karakter kazanıyor. Sorunun, çürüyen kapitalizmin çerçevesi içinde ve İngiliz emperyalizminin kontrolü altında çözülebileceğine hiç inanmıyorum."
Lev Troçki, 22 Ocak 1937'de Jewish Telegraphic Agency'de yayınlanan röportajdan.
"Göğüs kafesimde bir kuşun kanat çırpınışı gibi, sanki uzun süre nefesimi tutmuş gibi, titrek bir dinginlik, sessizce, bir ağ gibi yayılıyor. Eğer başarabilirsem, kelimelere dökemediğim bu hissi, bir gün resmedeceğim."
19 Ocak 1899, Paula Modensohn-Becker
"Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz.
Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler.
Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce."
Hrant Dink, 19 Ocak 2007, Agos
"Biz, saçı uzun aklı kısa diye erkeklerin hande-i istihzasına hedef olmuş bir taifeyiz. Erkekliği kadınlığa kadınlığı erkekliğe tercih etmeyerek şahrah-ı say ve amelde mümkün olduğu kadar pay endaz-ı sebat olacağız. Yazacağımız şeye haklı haksız itiraz varid olacakmış. Fakat bizim vazifemizde bile olmayacaktır. Haklı olan itirazı risalemizde ma‘ü’l-memnuniye derc edeceğimizden şayan-ı tahsin görülüyor. Fakat haksız vuku bulacak itiraza elimizden geldiği kadar mukabele etmek daire-i hürriyetimiz dahilindedir. Hiç esef etmeyiz."
Şükûfezar , 1. Sayı 18 Kanunusani 1886 / 13 Rebiyülahir 1303
Öyle sanıyorum ki; Arife Hanım önderliğinde kurulan Şükûfezar dergisinin feminist mücadelede adının bu kadar geç anılmasının başlıca sebebi "müslüman" ibaresidir. Oysa, o günün şartları düşünüldüğünde bunun muazzam karşılanması gerekir. Ve fikrimce feminist mücadelede Ulviye Mevlan'nın Kadınlar Dünyası'ndan önce anılmalıdır.
Şükûfe, Farsça bir kelimedir ve çiçek anlamına gelir. Şükufezar da çiçek bahçesi. Günümüzde feminist mücadelede her ne kadar "Her kadın bir çiçektir" cümlesine itiraz edilse de geçmişte, feminist mücadelenin içinde yer alan kadınlar, birbirlerine "şükûfe" diye hitap ederlermiş.
Haziran 1923'de Kadınlar Halk Fırkası'nın kuruluşuna katılan ve ilk kadın partisinin genel sekreterliği görevini yürütüp, kadınların seçme ve seçilme hakları konusunda verilen mücadelenin başında yer alan ilk isimlerden biri Şükûfe Nihal, kadın haklarını savunan bir anne ve babanın kızı olarak 1896'da dünyaya geldiğinde, annesi Nazire Hanım, kızı için Nihal ismini seçmiş, babası Ahmet Abdullah Bey, Şükûfe ismini kadın mücadelesine duyduğu saygıdan dolayı kızına vermeyi uygun görmüş. Şükûfe Nihal, Türkiye'de ilk yüksek okul eğitimi almış ve tamamlamış kadın, ayrıca ilk kadın lise öğretmenidir.
"Gelin sizinle 'renkçilik' oynayalım bugün. Tek rengin hakimiyeti ne ifade eder sizin için? 'Ussal gözünüzle' bir yoklayın bakalım. Denenmedi mi sanki bunlar tarih boyunca? Kızıl rengin hakimiyeti neyi çözdü, Stalin Rusyası'nda, Mao Çini'nde. Yeşil rengin hakimiyeti neyi çözdü Humeyni İranı'nda, Kaddafi Libyası'nda. Ya kara rengin hakimiyeti? Neyi çözdü Hitler Almanyası'nda, Mussolini İtalyası'nda? Tüm bu ülkelerin dayatmacı tek renk hakimiyetleri, engelleyebildi mi diğer renklerin de yaşamalarını?
Kızıl, yeşil ya da kara, tek renk hakimiyeti faşizmin ta kendisi aslında."
Hrant Dink, Agos, 17 Ocak 1997
"Ben eşitlikten yanayım, sosyal eşitlikten. Bu demek değil ki; herkes aynı kıyafeti giysin, herkesin arabası aynı olsun, herkes aynı standartlara sahip konutlarda otursun, herkes aynı yemeği yesin. Bu eşitlik değil, tek tipçiliktir. Ben tek tipçiliğe karşıyım. Yoksunluk sosyalizmini kabul etmiyorum. Sosyalist olmak, yaşamı renklendirmeyi, hayattan zevk almayı engellemez. Lüks, denilen şeylerin çoğu herkesin hak ettikleridir. Problem; "lüks" denilen şeylere sahip olmak değil. Problem; "lüks" denilen şeylere herkesin sahip olmaması yani birilerinin, başkalarının hakları ve hayatları üzerinden zengin olmasıdır. "
Klaus Ernst, 13 Ocak 2011"Homoseksüellere karşı toleranslı olmam gerektiğini düşünmüyorum. Tolerans, kelime olarak sempatik geliyor kulağa ama sempatik değil, kibirli. Kimsenin cinsel kimliği beni ilgilendirmez. İyi ya da kötü olmak cinsiyetle alakalı değil. Kimseye "heteroseksüellere karşı toleranslı mısın?", diye sorulduğunu duymadım. Benim vereceğim cevap ne olursa olsun, bu soruyu sormak ayrımcılıktır."
Cyndi Lauper'in 7 Ocak 1997'de, homoseksüellere karşı toleranslı olup olmadığı soran bir muhabire verdiği yanıt.
"Savaş, insanların başına teker teker gelir. Söyleyeceklerim bu kadar ve sanki ezelden beri söylüyormuşum gibi geliyor. İnsanlığın çoğu, doğrudan kurban olmadıkları sürece, savaş sanki önlenemeyecek bir Tanrı eylemiymiş gibi davranır ya da başka yerlerdeki savaş onları hiç ilgilendirmiyormuş gibi yaşar."
Martha Gellhorn, 6 Ocak 1993
"bu akşam
bir sokak şarkıcısıyım hünersiz bir sesim var;
sana,
senin işitemiyeceğin bir şarkıyı söyleyen bir ses."
"ve ben ne yarın, ne dün, ne bu akşam
onu sevmekten başka bir şey yapamam."
1 Ocak 1938, Nazım Hikmet
Haber Akşam Postası'nda yayınlanan Karanlıkta Kar Yağıyor şiirinden
"Mektubunu okurken kalbimde sayısız duygu uyanıyor! Nice ince ve tatsız, nice tatlı ve acı hisler ruhuma doluyor; evet, sevgili kardeşim, bunların arasında acı ve tatsız olanlar da var. İnsanların beni anlamaması, söylemek istediklerimin yanlış anlaşılıp yanlış yere konulmasının benim için ne kadar acı verici olduğunu hayal bile edemezsin."
Fyodor Dostoyevski'nin kardeşi Mikail'e yazdığı 1 Ocak 1840 tarihli mektuptan.