"Zaman zaman Türkiye'den göçmeyi düşündüm. Mesela 1970'lerde... 12 Mart sonrasında birçok arkadaşımızı kaybedince, adalete ve hükümete güvenimiz kalmadı. Ardından başlayan Kıbrıs Harekatı ve çok sevdiğimiz Cumhuriyet Halk Partisi'nin (Ecevit'in) "Biz barış için Kıbrıs'a gidiyoruz" demesi belki doğruydu, ama arkasında yatan başka politikaların olduğu bir çağı gelmiştik. İlk kez oy da vermiştim. Yüzde kırkla iktidara geldi. Pişman oldum, çünkü o zamanki gençlik bir Atatürk ilkesi olarak "Yurtta sulh cihanda sulh" ilkesine bağlanmıştı; bu kırıldı, kırılınca da Türkiye'deki sivri uçlar ortaya çıktı. Erbakan çıktı, ardından milliyetçi unsurlar ve söylemler güçlendi ve her nedense Kıbrıs Harekatı'ndan sonra Ermeni vakıf mallarına el kondu. O zaman "benim burada yerim yok, hiç güvenliğim yok" diye düşündüm. Nereye gidebileceğim sorusu kocaman bir soruydu. O macerayı da istemedim ben, yaşadığım ülkeyi kötülemek istemedim. Geldiğin ülkeyi kötülersen orada kalma şansın artıyordu. Çoğu insan bunu belki vicdan azabıyla yapmıştır."
"Bir fizik kavramı vardır ki, mühendisler de pek bilmez, siyasetçiler de... Toplumsal olaylarda da, doğa olaylarında da 'entropi' diye bir kavram var. Düzen kurulduktan itibaren düzensizlik başlar, zamanla artar ve düzen sonunda çöker. Türkiye'de her geçen gün entropi artıyor."
Hrant Dink Vakfı'nın "Sessizliğin Sesi" serisinin beşinci kitabı "Kayserili Ermeniler Konuşuyor" kitabı için 15 Ağustos 2018 tarihinde İstanbul'da emekli akademisyen bir erkekle yapılan mülakattan.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder