El Salvador’un Nejapa şehrinde 31 Ağustos gecesi Ateş topu şenliği “Las Bolas de Fuego” yapılıyor. Bunun için şehrin gençleri günler öncesi kumaş parçalarından yaptıkları topları gaz yağında bekletiyor ve 31 Ağustos gecesi bu topları yakıp kar topu gibi birbirlerine atıyorlar. Bu şenlik için resmi kaynaklar; El Playon volkanının 1658’deki patlamasının ve insanların Nejapa’ya göçmek zorunda kalışlarını anma derken, dini kaynaklar; şehrin koruyucu azizi San Jeronimo’nun şeytanla ateş toplarıyla yaptığı savaşın temsili diyor. Gerçek ise; 31 Ağustos gecesi Nejapa’daki tüm sağlık tesislerinin, itfaiyenin ve güvenlik güçlerinin fazla mesai yapmak zorunda kalması. Çünkü Nejapa’da 31 Ağustos gecesi yılın kalan 364 günün toplamından fazla vaka vuku buluyor.
31 Ağustos
30 Ağustos
29 Ağustos
"İnsanların duygularının bu kadar görmezden gelinip tarih bilimine indirgeniyor olması bana çok yavan geliyor. Bu acılar yaşanmış! Soykırımı devlet kabul etse ne olur, etmese ne olur. Yayamın yaşadığı acıyı dindirebilir mi? Benim atalarımın ya da ondan öncekilerin yaşadığı duyguları, o kederi, o kayıpları ne geri getirecek ki! Tarihten ders çıkarılması gerekir, evet. Bundan çok şey öğrenilir, evet. Ama bazı insanlar o tarihi yaşadı. Şimdi bizim titreyerek okuduğumuz satırları birileri bir gün yaşadı ve o birileri benim yayam, belki birinin dedesi, başkasının halası, teyzesi... O yüzden bununla yüzleşsek ne olur, devlet bunu kabul etse ne olur... Suç babadan oğula geçmez. Şu an ben bunu çok soğuk bir yürekle söylüyorum ama bunun yükünü niye üç kuşak altı çeksin ki? "Senin acını paylaşıyorum kardeşimi" demesi yeterli benim için. Zaten fazlasını da beklemiyorum, fazlasını yapmasına gerek olduğunu da düşünmüyorum."
Hrant Dink Vakfı'nın "Sessizliğin Sesi" serisinin yedinci kitabı "Kınalıadalı Ermeniler Konuşuyor" kitabı için 29 Ağustos 2020 tarihinde İstanbul'da sanat tarihçisi bir kadınla yapılan mülakattan.
"Dünya bize sürprizlerini sunmayı sürdürüyor. Biz de ders almaya devam ediyoruz."
J.M. Coetzee'nin 29 Ağustos 2011'de Paul Auster'a yazdığı mektuptan.
28 Ağustos
27 Ağustos
26 Ağustos
26 Ağustos 1953'de Zastava, FIAT lisanslı tasarımlar kullanarak binek otomobil üretmeye başladı. Yıl sonuna kadar, ilk model olan 1300 cc'lik sedan tipi Milletrecento (1300), 36 adet üretildi.
Milletrecento'nun ardından, Fiat 600, Zastava 750 olarak üretildi. Zastava 750'ya talep yoğun olsa da Zastava mühendisleri tarafından sevilmedi.
Zastava'nın en tanınan ve sonradan Yugo adıyla kült olan modeli Zastava 101, Fiat 128 modelinden esinlenerek 70'li yıllarda üretime başladı.
1975 yılında Zastava mühendisleri, 101'in tüm parçalarının Yugoslavya'da yapılması kararını aldı. Ve 2 Ekim 1978'de tüm parçaları Yugoslavya'da üretilmiş olan Yugo prototipi oluşturuldu.
28 Kasım 1980'de resmi olarak üretime geçen Yugo'nun; motorun elektrikli aksamları Banja Luka'da, elektrikli parçaları Nova Gorica'da, frenler Varaždin'de, iç döşemeleri Split'te, emniyet kemerleri, kilitler ve aynalar Ohrid'de üretildi. Motor ve geri kalan parçaların üretimi ve son montaj Kragujevac'da gerçekleşti.
1989 yılına gelindiğinde 101'in ihracatı kıta aşınca tüm dünyada Zastava, Yugo olarak anılmaya başladı.
25 Ağustos
24 Ağustos
23 Ağustos
1899 yılında, ilk polis arabası, Ohio, Akron'daki Akron Polis Departmanındaki polis memuru Louis Mueller'a tahsis edildi. Otomobilden çok elektrikli bir vagon olan araç bir yıllık görev süresini doldurmadan Erie Kanalına atıldı. Sekiz yaşındaki beyaz bir kız çocuğuna tecavüz ettiği iddia edilen Lewis Peck tutuklanınca Akron'da Afroamerikalılar isyan etti ve iki gün boyunca polisle çatıştı. Bu isyan esnasında; 23 Ağustos 1900'de ilk polis arabası Afroamerikalılar tarafından Erie Kanalına atıldı.
(1913 yılında Peck'in suçsuz olduğu anlaşıldı, "vali tarafından affedildi" ibaresiyle serbest bırakıldı, çünkü o, suçsuz olsa da beyaz değildi ve haksız yere 13 yıl hüküm giydiği için kendisinden af dilenemezdi.)
(Polis aracı isyandan birkaç gün sonra kanaldan çıkartıldı, temizlenip kurutulduktan sonra 5 yıl daha kullanıldı. 1905 yılında aracın şarj süresi, kullanım süresinden uzun olduğu için, 25 Dolar karşılığında hurda olarak satıldı.)
22 Ağustos
21 Ağustos
"Şarkılarımın düşsel bir yapısı olduğunu düşünmüyorum. Yapıları tepkisel. Düş değil, düşten uyanmak gibi..."
Bob Dylan, 21 Ağustos 1991
"Bencil bir insan kendini korkunç bir yalnızlığa ve tam bir unutulmaya mahkum eder. Mutluluk sevgi vermekte yatar; ve sevilenden çok seven mutludur. Bu gerçek idrak edildiğinde, tüm mutluluklar gerçek olur. Öyleyse, sevmeyi öğrenin, güzel olan her şeyi sevmeye alışın ve henüz mükemmel olmayan her şeye karşı aktif bir şefkat geliştirin. Nazik ve kibar olun."
Helena Roerich, 21 Ağustos 1931
20 Ağustos
19 Ağustos
"Yalnız olmanın korkunç bir şey olduğunu düşünüyorlar veya arkadaş sahibi olmamanın nefret edilmeye eş olduğunu. Sadece tanıdığım olan çok insandan ziyade dürüst bir tek arkadaşım olmasını tercih ederim."
"Yazarlar, Çingeneler gibidir. Hiçbir hükümete bağlılıkları yoktur. Yazar, iyi bir yazarsa; hiçbir hükümet tarafından istenmeyecek, bürokratlar ondan nefret edecektir."
Ernest Hemingway, 19 Ağustos 1935, Ivan Kashkin'e yazdığı mektuptan.
“Tanımını biraz geniş tutarsak bütün atasözleri birer slogandır. Bir duruma, bir davranışa şartlar kişiyi.
Ham slogan edebiyatına ya da sloganlı edebiyata karşıyım, özellikle şiirde. Estetik yönden sakıncası, tutarsızlığı, geçersizliği bir yana, insanın yaratıcı özünü, dünyayla çatışmasını ya da işbirliğini yadsımak, yok saymak, insanı kişiliksiz bırakmak gibi anlıyorum.
[…]
Edebiyat sloganları bir yana, miting sloganları bile yaşamadan uzun geçmişli, hikâyesi olan bir yaşamadan süzülmüş olmalıdır. Genel coşkunluğu, genel eğilimi saptayıp etkileyecek, yönlendirecek bir ortak yaşanmışlığı, bir tarihi olmalıdır.
[…]
Sorun sloganları bulabilmekte. En usta slogancılar da yalvaçlar galiba. Çünkü bana kalırsa bütün din kitapları birer sloganlar topluluğudur. Onbin yıldır da çalışıyorlar.”
Turgut Uyar, 19 Ağustos 1976, Politika
18 Ağustos
17 Ağustos
“Sesimi duyan var mı?”
Gülhane Askeri Tıp Akademisi 17 Ağustos 2016 tarihli ve 669 sayılı OHAL KHK’sı ile kapatıldı.
"Siz bir şeysiniz ama ben ne olduğunuzu asla anlayamayacağım."
Ulrike Meinhof'un, 17 Ağustos 1956'de KDP'ye (Almanya Komünist Partisi) Federal Anayasa Mahkemesi tarafından Batı Almanya'da faaliyet yasağı geldiğinde, yapılan protestolar esnasında parti mensubu önemli isimlerin mahkeme kararından önce Demokrat Almanya Cumhuriyeti'ne gittiklerini öğrendiğinde söylediği sözler..
16 Ağustos
15 Ağustos
"Zaman zaman Türkiye'den göçmeyi düşündüm. Mesela 1970'lerde... 12 Mart sonrasında birçok arkadaşımızı kaybedince, adalete ve hükümete güvenimiz kalmadı. Ardından başlayan Kıbrıs Harekatı ve çok sevdiğimiz Cumhuriyet Halk Partisi'nin (Ecevit'in) "Biz barış için Kıbrıs'a gidiyoruz" demesi belki doğruydu, ama arkasında yatan başka politikaların olduğu bir çağı gelmiştik. İlk kez oy da vermiştim. Yüzde kırkla iktidara geldi. Pişman oldum, çünkü o zamanki gençlik bir Atatürk ilkesi olarak "Yurtta sulh cihanda sulh" ilkesine bağlanmıştı; bu kırıldı, kırılınca da Türkiye'deki sivri uçlar ortaya çıktı. Erbakan çıktı, ardından milliyetçi unsurlar ve söylemler güçlendi ve her nedense Kıbrıs Harekatı'ndan sonra Ermeni vakıf mallarına el kondu. O zaman "benim burada yerim yok, hiç güvenliğim yok" diye düşündüm. Nereye gidebileceğim sorusu kocaman bir soruydu. O macerayı da istemedim ben, yaşadığım ülkeyi kötülemek istemedim. Geldiğin ülkeyi kötülersen orada kalma şansın artıyordu. Çoğu insan bunu belki vicdan azabıyla yapmıştır."
"Bir fizik kavramı vardır ki, mühendisler de pek bilmez, siyasetçiler de... Toplumsal olaylarda da, doğa olaylarında da 'entropi' diye bir kavram var. Düzen kurulduktan itibaren düzensizlik başlar, zamanla artar ve düzen sonunda çöker. Türkiye'de her geçen gün entropi artıyor."
Hrant Dink Vakfı'nın "Sessizliğin Sesi" serisinin beşinci kitabı "Kayserili Ermeniler Konuşuyor" kitabı için 15 Ağustos 2018 tarihinde İstanbul'da emekli akademisyen bir erkekle yapılan mülakattan.
14 Ağustos
14 Ağustos 2010'da Tibet'ten Pekin'e doğru yola çıkan kömür kamyonlarının çokluğu trafik akışını engelledi ve Çin'in 110 No'lu Ulusal Karayolu'ndaki 100 kilometrelik mesafede trafiğin tekrar akması tam on iki gün sürdü.
Akış on ikinci günün sonunda normale döndüğünde, benzer bir durumun tekrar yaşanmaması için kömür transferlerini bildirime tabi tutan yasa düzenlendi.
Trafik sıkışıklığı demişken; 293 kilometre uzunluğundaki ve tarihe 'en uzun trafik sıkışıklığı' olarak geçen trafik sıkışıklığı, 11 Haziran 2009'da Brezilya'nın en büyük şehri São Paulo'da yaşandı.
Ve bir de liderlik hikayesi; 2024 yılında, İstanbul, ortalama 105 saatlik zaman kaybıyla trafik sıkışıklığında dünya birincisi oldu. Daha önceki yıllarda birincilik 102 saatlik zaman kaybıyla New York ve Chicago'da idi.
13 Ağustos
12 Ağustos
11 Ağustos
10 Ağustos
09 Ağustos
08 Ağustos
İlk araba yıkama hizmetinin 1900’lü yıllarda ABD, Detroit’deki bir benzin istasyonunda başladığı bilinir. Hatta ilk yarı otomatik oto yıkama hizmeti de Detroit’de gerçekleşmiş. Ancak ilk otomatik oto yıkama mekanizması Almanya Ausburg’da, Gebhard Weigele ve Johann Sulzberger tarafından 1961 yılında icat edilmiş. İcatları çok ilgi görünce Weigele ve Sulzberger 8 Ağustos 1962’de tam otomatik oto yıkama mekanizmasının patentini WESUMAT isimli şirketlerinin üstüne almış. Şirket, 1964 yılında bozuk para otomatıyla çalışan ve sürücünün aracın içinde kalabildiği mekanizmayı da icat edip patentini almış.
07 Ağustos
06 Ağustos
""Sözüm yabana" tabirinin ne mühim bir cankurtaran olduğunu hiç düşündünüz mü?
Köylü için bu, konuşmasına hürriyet veren dehşetli bir vasıtadır. Köylü, köy kahvesinde, sözüm yabanayı bastırdı mı her ağzına geleni söyler. Besmele bir defa çekilmiş olduğundan kimse onu ayıplamaz.
Köylerde böyledir.
Şehirliye gelince, o işin kolayını başka türlü bulmuştur.
"Teşbihte hata olmaz" şehirlinin "sözüm yabana"sıdır.
Yalnız arada bir fark vardır. Köylünün, "sözüm yabana"sı mütearız değildir. Halbuki, şehirlinin "teşbihte hata olmaz"ı mütearızdır, hicve, alaya, istihzaya müsaittir."
Nazım Hikmet, 6 Ağustos 1931, Yeni Gün
05 Ağustos
04 Ağustos
03 Ağustos
02 Ağustos
"Birisi seks işçisi olarak anılmak istiyorsa, ben ona seks işçisi derim. Fakat bu terimde bir sorun var, çünkü iyi niyetle benimsenmiş olsa da, insan tacirleri bunu alıp esasen şöyle dediler: "Tamam, eğer diğerleri gibi bir işse, birinin yapması gerek." Nevada'da, önce seks işçiliğini denemeden işsizlik maaşı alamayacağınız bir dönem vardı."
Gloria Steinem, 2 Ağustos 1998
01 Ağustos
"Bazı dinler, Tanrı'nın bizi acı çekerek sınadığını veya bu acıyla kötülüğün ve inançsızlığın kefaretini ödediğimizi savunuyor. Böyle bir açıklama dindar insanı tatmin edebiliyorsa da, acının keyfi ve adaletsiz olduğunu fark eden insanlar için bu yeterli değildir, çünkü genellikle en çok masumlar acı çeker."
Emil Ciaron, 1 Ağustos 1934