"Hay Allah, pek sevmezler yazdıklarımı, unuttum gitti, başından bu yana aksilik bu ya ben de şiirde inatçıyım."
Ece Ayhan'ın İlhan Berk'e 20 Eylül 1975 tarihinde yazdığı kartpostaldan.
Mabel Matiz'in "Perperişan" şarkısı, ‘kamu düzeni ve genel sağlığa aykırılık’ gerekçesiyle Youtube, Spotify ve Apple Music'te erişime engellendi.
"Herkese selamlar,
Sofrada bereket, sokakta selamet, insanda dürüstlük ve daha niceleri gibi dertlerimiz varken,
başka bir derdimiz yokmuş gibi günlerdir yazdığım şarkı sözleri sosyal medyada konuşuluyor. Kasıtlı, son derece art niyetli ve aklıselim biri tarafından algılanması imkansız olacak şekilde bambaşka bir yerlere çekiliyor. Şaşkınlıkla izliyorum.
100’ü aşkın eserin söz yazarı olarak, ilk ve son kez, Perperişan şarkısı özelinde kafaları biraz netlemek gereğini görüyorum. Şarkılarım her zaman hayatın pek çok alanından ilham almış ve hayatın kendisini anlatmıştır. Benim yazım tarzımla ortaya çıkmış bir üründe herkes, her dinleyen, kendine ait, kendine dair kişisel anlamlar bulabilir. Sanatın ve edebiyatın çekici ve güzel yanı da budur zaten.
Bu şarkı halk edebiyatı geleneğine öykünerek, metaforlar üzerinden bir aşk hikayesini anlatıyor.
Dinleyenlerimin son derece aşina olduğu muzip bir anlatım tarzı. Misal, kuş dediğin yuva da kurar göklere de uçar. Artık nereden almak istersen.
Sadece bir noktayı son derece net olarak ifade etmem gerekir ki, şarkıda geçen “toy bebe”, “kelek / ham / hayattan derslerini almamış ruh” manası taşımaktadır. (Kuşkusuz biçimde ve de tabii ki!)
Benim bu hikayenin neresinde olduğumun yorumunu ise sizlerin temiz kalplerine bırakıyorum. En kadim kültürel değerlerimiz arasında olan “ozanlık” gereği, bunun şahit olanı ve anlatıcısı da olabilirim.
Son olarak, kamu düzeni ve genel sağlığımızın alt tarafı bir şarkıdan bozulacak kırılganlıkta olmadığına inanmak istiyorum. Bu algı yaratma çabaları arasında, zihni ve kalbi rencide olan ne kadar sevenim varsa her birine yürekten sarılıyorum."
Mabel Matiz, 18 Eylül 2025
"Demokrasiyi ayaklar altına alan bir adamın eline 80 milyona yakın insanı yönetme yetkisi vermek o kadar korkunç bir şey ki, insan olabilecekleri düşününce ancak titriyor."
Friedrich Keller, 17 Eylül 1939
"Sınırların neyi ve neden engellemeye çalıştığıyla ilgileniyorum. Ve bazen de anlamlarının ve algılarının bir durumdan diğerine nasıl değiştiğiyle."
Adania Shibli, 17 Eylül 2020
"Bilim adamlarının, bilim kadınlarından çok olmasının sebebi, erkeklerin, kadınlardan daha zeki olması değildir. Fakat zekaları, bilim adamı olsun ya da olmasın, hiçbir konuda anlaşamadıkları hemcinsleriyle dahi kol kola girip kadınların bilim yolunda ilerlemesine engellemeye hatta yolu kapatmaya yetiyor. Kadınlar, bilimin cinsiyeti olmadığını sadece cinsiyetçiliğe maruz kaldığını biliyor. Kadınlar bir gün bunun da üstesinden gelecek."
Piero Angela, 14 Eylül 1986
Sadece bilinen arajman sayısı bile 2200’den fazla olan Yesterday ilk olarak Ağustos 1965’te Help albümünde yer almış ancak 13 Eylül 1965’te tekli olarak piyasaya sürüldüğünde hit olmuştur.
1999 yılında BBC’nin dinleyicileri ve müzik uzmanları arasında yaptığı bir ankette 20. yüzyılın en sevilen ve en iyi şarkısı seçildi.
Yesterday 2006’da Love albümüne eklendi.
Albümün çıkışının ardından Paul McCartney ile yapılan bir röportajda (The Guardian), Paul McCartney, Yesterday’in bir aşk baladı olmadığını, şarkıyı annesine yazdığını ve onun gidişine dair bir serzeniş olduğunu söylemiştir.
"İlkbaharla sonbahar, içine yarıdan çok su katılmış süte benzer. İlkbahar, 14 yaşındadır bence, ne çocuk, ne delikanlı. Sonbahar ise 50 yaşındadır, ne genç, ne yaşlı!..
İlkbaharla sonbahar boyalarıyla, kokularıyla ve çizgileriyle cılız, siliktir. Birinde bir başlangıcın şaşkınlığı, öbüründe bir bitişin afallayışı vardır.
İlkbaharla sonbahar yıl bölümlerinde "ikisinin ortası"dır. Ve ben her sırası geldikçe yazdığım gibi, bundan anlamam."
Nazım Hikmet'in Orhan Selim mahlası ile 10 Eylül 1935'de Akşam'da yer alan "İkisinin Ortası" yazısından.
"bir çocuğun kötürümlüğüdür taşıdığım
bir kötürüm çocuktur içimde deniz
fırtınaları en eski ayakkabılarım
en eski kapı eşikleri
bırakıp kendimi eski fotoğraflara
eşiğinden bir türlü atlayamadığım"
Murathan Mungan, 10 Eylül 1978
“Yanlış anlama -hayır, bu, basit bir yanlış anlamadan da kötü- tamı tamına yanlış, Milena, doğal olarak yüzeysel anlamış olsan da aslında anlaşılacak ya da anlaşılmayacak bir şey yok. Hep tekrarlayan bir yanlış anlama ki daha önce bir iki kez Merano’da da olmuştu. Ben senden, karşımdaki çalışma masasında oturan adamdan istiyormuş gibi bir tavsiye istemedim. Ben kendi kendime konuşuyordum, kendime akıl danışıyordum, güzel bir uykudaydım, sense beni uyandırdın.”
Franz Kafka’nın 7 Eylül 1920’de Milena’ya yazdığı mektuptan."Ben, "Vallahi kardeşim"den daha korkunç iki laf bilmiyorum. [...] Cümlenin sonunu hiç dinlemeyin... Malum... Zaten, "VALLAHİ KARDEŞİM" kelimelerinin dehşetini bilenler bilir. Bilmeyenlere anlatmak mümkün değildir..."
Nazım Hikmet, 3 Eylül 1931, Yeni Gün
“Kendimi anlatmak, durmadan kendimden söz etmek saflığından (aslında budalalığından demek isterdim, ama şimdi de aynı şeyi yapan birçok genç var, onlara saygımdan) 50 yaşında kurtuldum. Ne kadar geç. Bir de kurtuldum mu acaba? İnsan nasıl kurtulur kendini anlatmaktan? Nasıl bırakır böyle bir tadı? Bir tiryakiliği? Benim için sebep hazır. Dışardan uyarılır!”
Turgut Uyar, 3 Eylül 1976
“Çalışmaktan çok yorulduğunda, bitkinliğe yenik düşmemek için daha çok çaba harcaması gereken yeni bir göreve başlardı. “Yapamam” sözcüğünün ağzından çıktığı anlar nadirdi, o daha sık “yapmalıyım” derdi.”
Clara Zetkin, 1 Eylül 1919, Komünist Enternasyonel’de Rosa Luxemburg hakkında yazdığı makaleden.
"Hala cehalet içerisinde olabiliriz. Hala aşmak zorunda olduğumuz uçurumlar olabilir, fakat biz korkusuzuz, çünkü biliyoruz ki gün doğumuna erişmek için geceyi aşmak gerekir."
"Kadınlar katılmaksızın gerçek kitle hareketi olamaz."
Naciye Yoldaş, 1 Eylül 1920, Birinci Doğu Halkları Kurultayı'nda yaptığı konuşmadan.
"Bugün savaş başlayalı bir yıl oldu. Bu cümleyi alışılmış bir durumu yazar gibi yazabiliyorsam, bunun sebebi; gökten bombaların yağmadığı bir ülkede yaşamak."
Astrid Lindgren, 1 Eylül 1940, Günlük.